Yadsımalar / Aforizmalar
• Felsefi düşüncenin gururu, bilgi birikiminde değil, öğrenme yetisinin zenginliğinde kendisini gösterir.
• İnsan bizzat kendi aklının sınırlarını kestiremez, fakat başkalarına, akıllarının sınırını göstermekten de vaz geçmez.
• Güven duygusu etkin ve edilgin olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar: Güvenmek ve güvenilmek. Fakat güven arayanlar, çoğunlukla güvenilir olmayı önemsemezler.
• Schopenhauer’e göre, İsa’nın babasız doğuşunun anlamı: onun kadar büyük acılar çekecek birisinin babası olmayı, kimsenin üstlenememesidir. Öyleyse kendi acılarımızdan babalarımızı sorumlu tutabilir miyiz? “Evet” diyenler, kendilerinden önce babalarının da acı çektiğini unutmamalıdırlar.
• Genç şiirin büyük öğretmeni olarak yalnızlık, çoğu zaman kendi yurdunda ve dostlarının arasında yaşanabilen bir fantazi, kimsesizlik ise yalnızca yoksullukta ve gurbette yaşanan bir hakikattir.
• “Dil insanın anayurdudur” diyor ya Heidegger: Sevgiyi yabancı bir eş’le, yabancı bir dilde yaşamak, mülteci aşkına benzer. Yabancı eş zorunlu gurbettir. Ama aşk, zaten iltica edilen bir şey olsa gerek, o ayrı.
• Aşk’ın idealize edilmesi ulaşılmazlığına, maddeselleştirilmesi ise basitliğine yol açar.
• Şair acıdan yakınmaz, onu şiir olarak üretim etkiniğine dönüştürür. Eğer üretemiyorsa yine acıdan yakınmaz, roman yazar.
• Aristoteles’ten beri çalışmayı en yüksek erdem olarak tanımlayan Batı Aklı, emeği yücelttikçe fiyatını ucuzlatmayı başarmıştır. İnsan hakları, demokrasi vb. hiçbir değeri ucuzlayacak kadar yüceltmemek gerekiyor.
• Yoksulluk edebiyatı yapmaktan, şu soru nedeniyle kaçınmak gerekiyor: Yoksulluk en büyük öğretmense, zenginlik dersini iyi çalışmış bir öğrenci midir?
• Emekçilerin yoksulluğunun artması yalnızca kapitalistlerin zenginliğinin artmasını içerir. Fakat emekçilerin yoksulluğunun azalması, herkesin zenginleşmesini içerir.
• 21. Yüzyılda Çin ve Türk kapitalizminin ortak özelliği: geniş yığınları yoksullukta eşitlemek biçiminde beliriyor. Ayrıştıkları nokta: birisi çöp üretirken, diğeri onu tüketiyor.
• Teknoloji yaşamımızı kolaylaştırmaz, sadece yaşam ritmini ve işlem yoğunluğunu artırır. Yoğun ve hızlı yaşam ise, insan ömrünün uzadığı yanılsamasını doğurur. Bugünün 80 yıllık ömrü, Roma Dönemi’nin 35 yıllık ömrüne denktir.
• Bir şiirde değinmiştim. Zenginlerin ve yoksulların aynı Tanrı’ya inandıkları varsayılır. Oysa yoksulların Tanrı’sı cimri ve zalim, zenginlerin Tanrı’sı ise cömert ve merhametlidir. Üstelik zenginler Tanrı’larının kıymetini bilmezler.
• Bütün dünyanın sosyo-ekonomik tarihinin, Orta Avrupa’nın sosyo-ekonomik tarihiyle aynı aşamalardan geçeceğini sanmak, Aydınlanma romantizminin en büyük yanılgısıdır. Rusya’ya demokrasi, Afganistan’a kapitalizm ve Türkiye’ye sivil toplum hiçbir zaman gelmeyecektir.
• Mülkiyet büyüdükçe, korku da büyür. Dolayısıyla küçük mülk, büyük korku barındırmaz.
• Yazı sayesinde düşünce sabitlenebilmiştir. Sabitlenmiş düşünce çürütülebilir, ama yok sayılamaz. |