Oktay Taftalı Tasarım:
Mithat Çınar
 
 
_Ana Sayfa   _Kitaplar   _Yazılar   _Şiirler   _Fotoğraflar/Hatıralar   _Video   _İletişim
           
   
 

Yazılar

_İletişim ve Medya Kavramlarına Giriş

_Maddeyle Zenginleşen ve Zamanda Daralan Hayatlar

_Yadsımalar / Aforizmalar

_Cumhuriyet Dönemi Türk Felsefesinde Bir Hareket Noktası Olarak Teoman Duralı

_Sofist Bilgeliğin "Empirist" Dayanakları Üzerine

_Birlik ve Liderlik Hayalleri

_Eğitilemeyen Bir Varlık Olarak İnsan

_Çağdaş Bir Tarım Toplumuna Doğru

_Sosyo-Politik Bağlamda Bir Dekadans Olarak Bilgi Toplumu

_Aşkla Varolan Hayatlar

_Batı Medeniyetinin Mutsuz Çocuğu Entelektüel

_Batılı Tarih Bilimi ve Tarihin Mantığı

_Bir Hayat Alanı Olarak Aile

_Bir Savaşın Kavramları Üzerine

_Çalışma ve Erdem Kavramları Arasındaki İlgi Üzerine

_Değer Üreten Hayatlar

_Doğu'nun Hayal Ülkesi

_Dostlukla Yükselen Hayatlar

_Şiirimizin Hazin Sonu

_Soğuk ve Sıcak Hayatlar

_Yalanın Fenomenolojisi

 
 

Yadsımalar / Aforizmalar

• Felsefi düşüncenin gururu, bilgi birikiminde değil, öğrenme yetisinin zenginliğinde kendisini gösterir.

• İnsan bizzat kendi aklının sınırlarını kestiremez, fakat başkalarına, akıllarının sınırını göstermekten de vaz geçmez.

• Güven duygusu etkin ve edilgin olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar: Güvenmek ve güvenilmek. Fakat güven arayanlar, çoğunlukla güvenilir olmayı önemsemezler.

• Schopenhauer’e göre, İsa’nın babasız doğuşunun anlamı: onun kadar büyük acılar çekecek birisinin babası olmayı, kimsenin üstlenememesidir. Öyleyse kendi acılarımızdan babalarımızı sorumlu tutabilir miyiz? “Evet” diyenler, kendilerinden önce babalarının da acı çektiğini unutmamalıdırlar.

• Genç şiirin büyük öğretmeni olarak yalnızlık, çoğu zaman kendi yurdunda ve dostlarının arasında yaşanabilen bir fantazi, kimsesizlik ise yalnızca yoksullukta ve gurbette yaşanan bir hakikattir.

• “Dil insanın anayurdudur” diyor ya Heidegger: Sevgiyi yabancı bir eş’le, yabancı bir dilde yaşamak, mülteci aşkına benzer. Yabancı eş zorunlu gurbettir. Ama aşk, zaten iltica edilen bir şey olsa gerek, o ayrı.

• Aşk’ın idealize edilmesi ulaşılmazlığına, maddeselleştirilmesi ise basitliğine yol açar.

• Şair acıdan yakınmaz, onu şiir olarak üretim etkiniğine dönüştürür. Eğer üretemiyorsa yine acıdan yakınmaz, roman yazar.

• Aristoteles’ten beri çalışmayı en yüksek erdem olarak tanımlayan Batı Aklı, emeği yücelttikçe fiyatını ucuzlatmayı başarmıştır. İnsan hakları, demokrasi vb. hiçbir değeri ucuzlayacak kadar yüceltmemek gerekiyor.

• Yoksulluk edebiyatı yapmaktan, şu soru nedeniyle kaçınmak gerekiyor: Yoksulluk en büyük öğretmense, zenginlik dersini iyi çalışmış bir öğrenci midir?

• Emekçilerin yoksulluğunun artması yalnızca kapitalistlerin zenginliğinin artmasını içerir. Fakat emekçilerin yoksulluğunun azalması, herkesin zenginleşmesini içerir.

• 21. Yüzyılda Çin ve Türk kapitalizminin ortak özelliği: geniş yığınları yoksullukta eşitlemek biçiminde beliriyor. Ayrıştıkları nokta: birisi çöp üretirken, diğeri onu tüketiyor.

• Teknoloji yaşamımızı kolaylaştırmaz, sadece yaşam ritmini ve işlem yoğunluğunu artırır. Yoğun ve hızlı yaşam ise, insan ömrünün uzadığı yanılsamasını doğurur. Bugünün 80 yıllık ömrü, Roma Dönemi’nin 35 yıllık ömrüne denktir.

• Bir şiirde değinmiştim. Zenginlerin ve yoksulların aynı Tanrı’ya inandıkları varsayılır. Oysa yoksulların Tanrı’sı cimri ve zalim, zenginlerin Tanrı’sı ise cömert ve merhametlidir. Üstelik zenginler Tanrı’larının kıymetini bilmezler.

• Bütün dünyanın sosyo-ekonomik tarihinin, Orta Avrupa’nın sosyo-ekonomik tarihiyle aynı aşamalardan geçeceğini sanmak, Aydınlanma romantizminin en büyük yanılgısıdır. Rusya’ya demokrasi, Afganistan’a kapitalizm ve Türkiye’ye sivil toplum hiçbir zaman gelmeyecektir.

• Mülkiyet büyüdükçe, korku da büyür. Dolayısıyla küçük mülk, büyük korku barındırmaz.

• Yazı sayesinde düşünce sabitlenebilmiştir. Sabitlenmiş düşünce çürütülebilir, ama yok sayılamaz.